Yirmi beş yıl önce küsmüşüm matematiğe. Sekizinci sınıfta matematik öğretmenim nefret ettirmişti matematikten beni. O gün bu gündür hoş olmadı matematikle aram. Şimdi başlığa bakıp barıştığımı da sanmayın sakın.
"Matematikle Barışıyorum" Eskişehir`de yaşayan değerli eğitimci dostumun, Necip Güven hocamın kitabının adı.
Necip Güven emekli öğretmen ama o hayattan ve hayatın temel direklerinden biri olan matematikten asla emekliye ayrılmamış, eğitimciliği hiç bırakmamış ve bırakacağa da benzemiyor.
Matematikle Barışıyorum`u bir solukta okudum. Kitap öğrencilere, veliler ve öğretmenlere hitap ediyor ve şu bölümlerden oluşuyor:
Bölüm 1: Matematikle Barışıyorum
Bölüm 2: Matematikle Tanışıyorum
Bölüm 3: Matematik Başarısında Ailenin Rolü
Bölüm 4: Matematik Başarısında Öğretmenlin Rolü
Bölüm 5: Eğitimimizin Kanayan Yarası Ev Ödevleri
Bölüm 6: Matematik Başarısında Öğrencinin Rolü
Bölüm 7: Matematik Dersinde Uyguladığım İlkeler
Bölüm 8: Başarıyı Engelleyen Tuzaklar
Bölüm 9: Başarı Yolunda Gençlere Tavsiyeler
Bölüm 10: Matematikle Kucaklaşıyorum
Şimdi kitaba bıraz ara verelim. Milli Eğitim Bakanlığı`nın güzel bir uygulaması var: Veli Bilgilendirme Sistemi. MEB`in sitesine girdiğinizde bu portalı tıklayıp çocuğunuzun tüm not bilgisine ulaşabiliyorsunuz. Birinci yarıyıl sonunda anadolu lisesi üçüncü sınıfta okuyan kayın biraderimin notlarına bakmak için siteyi tıkladığımda matematik notlarını görünce 25 yıl öncesine gittim.
Öğrencinin matematik notları şöyledi: Sınavlar 5, 10, 20. Sözlü 30. Sonuç: Karnede matematik SIFIR!
Şimdi "Yuh!" dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü ben de bu notları görünce aynı tepkiyi verdim; ama benim tepkim öğrenciye değil, onun öğretmenineydi.
On yedi yıllık bir öğretmen olarak bu notları alan bir öğrenciye öğretmenin hiçbir şey veremediği ve öğretmenin çocuğu kazanmak adına hiçbir uğraşa girmediği, neticede başarısız, beceriksiz, bilgisiz, pedegojik formasyondan bihaber bir öğretmen olduğu kanaatine varırım.
Necip Güven`in kitabında bir hikaye var: Müzayedeci elindeki tozlu kemanı bir dolardan açık artırmaya çıkarıyor ve kemana en fazla üç dolar veriliyor. Bu esnada arka sıralardan biri ayağa kalkıp yaklaşıyor ve kemanı eline alıp şöyle bir dokunuyor, okşar gibi tozlarını siliyor, kemanı akort edip güzel bir ezgi çalıyor ve geri veriyor. Sonuç, üç dolar verilen keman üç bin dolara alıcı buluyor. Neden mi? Sıradan bir kemana "Usta eli" değdiği için.
Her çocuk tozlu bir keman. Ona usta eli değmezse üç kuruşa gider hepsi. Az önce sözünü ettiğim meslekte yirmi küsür yılını doldurduğu halde "muallim" olamamış ve "müellim" olarak kalmış öğretmenler yüzünden kaybolup gidiyor çocuklarımız.
Matematikten hiçbir öğrencinin kaçışı yok. SBS, ÖSS, KPSS, ALS vs çocuklarımızın geleceklerini şekillendirmek için mutlaka girmeleri gereken sınavlar. Sözelci, dilci dahi olsanız ÖSS ve KPSS`de matematik yapmak zorundasınız (gerçi bu mantığı hala anlayabilmiş değilim ama...). Bu yüzden çocuklarımızı matematikten nefret ettiren öğretmenlerden nefret ediyorum.
Necip Güven`in "Matematikle Barışıyorum" adlı kitabını her velinin, her öğrencinin özellikle de her öğretmenin (sadece matematikçilerin değil) okumasını ısrarla tavsiye ediyorum.
Mustafa Kuvancı / Edebiyat Öğretmeni
Matematikle Barışıyorum Kitabına Yapılan Yorumlar
14 Haziran 2010 Pazartesi
Düşünen İnsan Mübarektir
Vatanını , milletini, insanları, özellikle çocukları seven insan mübarektir; saygıya sevgiye layıktır.
Derslerimde, kitaplarımda gençlere ‘’Gençler, sizler şerefle bitirilmesi gereken uzun bir ömrün başındasınız. Çok çalışın , çok okuyun,az yiyin, az uyuyun. Güler yüzlü, güzel sözlü olun. Pozitif düşünün, haram yemeyin, yalan söylemeyin, daima planlı olun. Dünyayı kendinize cennete çevirmenin yolu bu.’’ diye öğütlerim.
Daha sonra da pozitif düşünce konusunda Mahatma Gandi’nin
‘’Pozitif düşünün , çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun, çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz olur.’’ sözlerini aktarıp konuyu yaşanmış örneklerle pekiştiririm.
Hocamın kitabının 177. sayfasındaki ‘’Baltayı Bilemeyi Bilmek’’ hikayesinin benzeri bir duruma ‘’Tırpan Bilemeyi Bilen’’ dedem de şahit olmuştum.Tırpanla ekin biçilen yıllarda yaşı 70, boyu 1.60, kilosu da 50 Kğ. olan dedem herkesten fazla ekin biçerdi. Dedem ekin biçerken sık sık mola verirdi. Gelen geçen dedemin istirahat ettiğini zannederdi. Oysa dedem, ekinden birkaç sıra biçtikten sonra oturur ama bir taraftan da körelen tırpanını bilerdi. Tırpan deyip geçmeyin ;onun tırpanı sapı dahil her şeyi özenle ve bilerek seçilmiş bir tırpan… Üstelikte biçtiği ekin herkesin ekininden daha temiz olurdu. Çünkü kötü ve kör bir tırpan hem düzgün kesmez yatırır hem de ürüne zarar verir. Verdiği yorgunluksa cabası ….
İki üniversitede, iki dalda (Fen ve Sosyal Bilimler) yüksek lisans yaptım.Her konuda yapılan etkinliğin yanında verimlilikte önemlidir. Yaptığınız veya ürettiğiniz şey kalitesizse ve pahalıya mal olmuşsa anlamsızdır.
Necip Hocam bunları anlatmaya çalışıyor. Onun gibi, düşünen insanlar öğrenimi, rütbesi,makamı sosyal konumu ne olursa olsun mübarektir, saygıdeğerdir.
Basri KÖSELER/Makine Yüksek Mühendisi/MBA (Yönetim Uzmanı)
Derslerimde, kitaplarımda gençlere ‘’Gençler, sizler şerefle bitirilmesi gereken uzun bir ömrün başındasınız. Çok çalışın , çok okuyun,az yiyin, az uyuyun. Güler yüzlü, güzel sözlü olun. Pozitif düşünün, haram yemeyin, yalan söylemeyin, daima planlı olun. Dünyayı kendinize cennete çevirmenin yolu bu.’’ diye öğütlerim.
Daha sonra da pozitif düşünce konusunda Mahatma Gandi’nin
‘’Pozitif düşünün , çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun, çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz olur.’’ sözlerini aktarıp konuyu yaşanmış örneklerle pekiştiririm.
Hocamın kitabının 177. sayfasındaki ‘’Baltayı Bilemeyi Bilmek’’ hikayesinin benzeri bir duruma ‘’Tırpan Bilemeyi Bilen’’ dedem de şahit olmuştum.Tırpanla ekin biçilen yıllarda yaşı 70, boyu 1.60, kilosu da 50 Kğ. olan dedem herkesten fazla ekin biçerdi. Dedem ekin biçerken sık sık mola verirdi. Gelen geçen dedemin istirahat ettiğini zannederdi. Oysa dedem, ekinden birkaç sıra biçtikten sonra oturur ama bir taraftan da körelen tırpanını bilerdi. Tırpan deyip geçmeyin ;onun tırpanı sapı dahil her şeyi özenle ve bilerek seçilmiş bir tırpan… Üstelikte biçtiği ekin herkesin ekininden daha temiz olurdu. Çünkü kötü ve kör bir tırpan hem düzgün kesmez yatırır hem de ürüne zarar verir. Verdiği yorgunluksa cabası ….
İki üniversitede, iki dalda (Fen ve Sosyal Bilimler) yüksek lisans yaptım.Her konuda yapılan etkinliğin yanında verimlilikte önemlidir. Yaptığınız veya ürettiğiniz şey kalitesizse ve pahalıya mal olmuşsa anlamsızdır.
Necip Hocam bunları anlatmaya çalışıyor. Onun gibi, düşünen insanlar öğrenimi, rütbesi,makamı sosyal konumu ne olursa olsun mübarektir, saygıdeğerdir.
Basri KÖSELER/Makine Yüksek Mühendisi/MBA (Yönetim Uzmanı)
Etiketler:
basri köseler,
düşünen insan,
matematik,
yönetim uzmanı
İşin Zor Necip Hocam
EĞİTİMCİLİK ZOR BİR İŞ !
Sevgili Necip, ''Matematikle Barışıyorum’’ adlı eserini dikkatlice okudum. Eser diyorum,çünkü her emeğim mahsulü eserdir.Kitabında,matematiği sevdireyim derken,hayatı sevmeyi önermişsin. Sayfalar,anılar, öneriler,anekdotlar gözümün önünden bir bir geçerken,hayatın zor olduğunu ama hiç kimsenin yaşamaktan vazgeçemediğini düşündüm.
Bu düşünce okyanusunda karaya çıkmak için kürek çeken hafızamın derinliklerinde,kolayla-zoru buluşturdum.
Kolaya sordum:—Sen neden kolaysın?
Cevap:—İstenip,benimsendiğim için.
Zora sordum:—Sen neden zorsun?
Cevap:—İstenmiyorum,benimsenmiyorum,sevilmiyorum…
Anladım ki;Korku,şüphe,endişe,kabus oluyor ve olumsuzluklar korkuya dönüşüyor.
İkisine de soruyorum:Bir orta yol yok mu?
İkisinde cevap:Hayır,gece-gündüz,var-yok,uzun-kısa,soğuk-sıcak,sevgi-nefret nasılsa bizde öyleyiz işte.
Sonuç:Kuşlardan,çiçeklerden,yeni doğan günden,notalardan,rakamlardan,velhasıl tüm yaşamdan,hayattan zevk alarak yaşamak en iyisi…
Necip,matematikle barıştırıyorum diyorsun da,genel beklenti olan matematik korkusuna iyi gelecek olacak mucize tabletlerin yok. Hani formüller,çözüm önerileri,mahkeme ve mantık yoları,hani sıkıştığımızda çözemediğimiz problemleri iletebileceğiz e-mail’in bile yok. Bu oldu mu?Problemle baş başa kalacağız. Korkmadan,yorulmadan onunla başa çıkacağız. Bize çiğnemeden yutmayı,okumadan öğrenmeyi,hatta varsa formülün kısa yoldan zengin olmayı öğret…(Şaka,şaka…)
Şaka bir yana,eğer bana azmin abidesini sorsalar,senin kitabını gösteririm. Başarmak istemektir. Başarmak terlemektir. Başarmak ileri getirmektir. Sen ilerlermişsin, tebrikler. Biliyorum,bir şeyi istersem,didinirim,engelleri tanımam,düşsem de kalkarım,düş kurarım,hayal ederim,istediğime kavuşuncaya dek çektiğim acılar haz verir. İstediğine kavuşmanın hazzı,yazı ile tarif edilemez. Tebrikler,başarından duyduğun hazzı paylaşmak isterdim.
Bir şey daha gördüm Necip Bey:Düşünülmeyen,başlanılmayan,ilgi duyulmayan her şey zordur. Zor başarıya çevrilmeseydi, hizmet aldığımız bin bir çeşit elektronik araçlar bu gün olur muydu?
Yağlı güreşte müsabakadan önce güreşçilere methiyeler söyleyen cazgırlar vardır. Bu sırada pehlivanlardan birisi diğerinin başarılarından ürkerse çabucak pes eder.
Sınıfa giren öğretmen de kendini yüceltmek için dersinin zorluklarını sıralarsa öğrenciler de daha işin başında pes ederler. Öğretmenin görevi dersi değil öğrenciyi yüceltmek, o dersi nasıl başaracaklarını anlatmaktır.
Kusura bakma kardeşim uzattım. Eğitimci bir sanatkardır. İcrasında sevgi ve muhabbet yoksa eserinde zarafet ve keramet bulunmaz. Bizim eserlerimizin letafeti,marifeti ancak 25-30 yıl sonra görülür.
Anlayacağın zor iş şu eğitimcilik, zor !!!………..
Süleyman ÇAYIRLI/Emekli Öğretmen
Sevgili Necip, ''Matematikle Barışıyorum’’ adlı eserini dikkatlice okudum. Eser diyorum,çünkü her emeğim mahsulü eserdir.Kitabında,matematiği sevdireyim derken,hayatı sevmeyi önermişsin. Sayfalar,anılar, öneriler,anekdotlar gözümün önünden bir bir geçerken,hayatın zor olduğunu ama hiç kimsenin yaşamaktan vazgeçemediğini düşündüm.
Bu düşünce okyanusunda karaya çıkmak için kürek çeken hafızamın derinliklerinde,kolayla-zoru buluşturdum.
Kolaya sordum:—Sen neden kolaysın?
Cevap:—İstenip,benimsendiğim için.
Zora sordum:—Sen neden zorsun?
Cevap:—İstenmiyorum,benimsenmiyorum,sevilmiyorum…
Anladım ki;Korku,şüphe,endişe,kabus oluyor ve olumsuzluklar korkuya dönüşüyor.
İkisine de soruyorum:Bir orta yol yok mu?
İkisinde cevap:Hayır,gece-gündüz,var-yok,uzun-kısa,soğuk-sıcak,sevgi-nefret nasılsa bizde öyleyiz işte.
Sonuç:Kuşlardan,çiçeklerden,yeni doğan günden,notalardan,rakamlardan,velhasıl tüm yaşamdan,hayattan zevk alarak yaşamak en iyisi…
Necip,matematikle barıştırıyorum diyorsun da,genel beklenti olan matematik korkusuna iyi gelecek olacak mucize tabletlerin yok. Hani formüller,çözüm önerileri,mahkeme ve mantık yoları,hani sıkıştığımızda çözemediğimiz problemleri iletebileceğiz e-mail’in bile yok. Bu oldu mu?Problemle baş başa kalacağız. Korkmadan,yorulmadan onunla başa çıkacağız. Bize çiğnemeden yutmayı,okumadan öğrenmeyi,hatta varsa formülün kısa yoldan zengin olmayı öğret…(Şaka,şaka…)
Şaka bir yana,eğer bana azmin abidesini sorsalar,senin kitabını gösteririm. Başarmak istemektir. Başarmak terlemektir. Başarmak ileri getirmektir. Sen ilerlermişsin, tebrikler. Biliyorum,bir şeyi istersem,didinirim,engelleri tanımam,düşsem de kalkarım,düş kurarım,hayal ederim,istediğime kavuşuncaya dek çektiğim acılar haz verir. İstediğine kavuşmanın hazzı,yazı ile tarif edilemez. Tebrikler,başarından duyduğun hazzı paylaşmak isterdim.
Bir şey daha gördüm Necip Bey:Düşünülmeyen,başlanılmayan,ilgi duyulmayan her şey zordur. Zor başarıya çevrilmeseydi, hizmet aldığımız bin bir çeşit elektronik araçlar bu gün olur muydu?
Yağlı güreşte müsabakadan önce güreşçilere methiyeler söyleyen cazgırlar vardır. Bu sırada pehlivanlardan birisi diğerinin başarılarından ürkerse çabucak pes eder.
Sınıfa giren öğretmen de kendini yüceltmek için dersinin zorluklarını sıralarsa öğrenciler de daha işin başında pes ederler. Öğretmenin görevi dersi değil öğrenciyi yüceltmek, o dersi nasıl başaracaklarını anlatmaktır.
Kusura bakma kardeşim uzattım. Eğitimci bir sanatkardır. İcrasında sevgi ve muhabbet yoksa eserinde zarafet ve keramet bulunmaz. Bizim eserlerimizin letafeti,marifeti ancak 25-30 yıl sonra görülür.
Anlayacağın zor iş şu eğitimcilik, zor !!!………..
Süleyman ÇAYIRLI/Emekli Öğretmen
Etiketler:
emekli,
matematik,
sınıf öğretmeni,
süleyman çayırlı,
zor
Kitabınızı Beğeniyle Okudum
ÇARESİZSENİZ, UNUTMAYIN, ÇARE SİZSİNİZ !
Necip Bey, kitabınızı dikkatle ve beğeniyle okudum.Bir edebiyat öğretmeni olarak kitabınızla ilgili değerlendirmelerim ne derece doğru olur bilemiyorum.Çünkü konu matematik ve matematik dersi ile ilgili yaşanan problemler.
Bence kitabınızın en belirgin özelliği; kişisel gelişim kitapları gibi motivasyon oranının bir hayli yüksek olması.Kitapta, kitabı okuyabilecek her kesimden insanın görüşlerine yer verilmesi kitabı çekici hale getiren yönlerden bir tanesi.
Bu kitap, bir çok olumsuzlukların olduğu bir dünyada tüm olumsuzluklara rağmen hayata olumlu bakabilmek açısından büyük önem taşıyor.Eğer bir insan mücadeleci bir ruha sahipse, engelleri ortadan kaldırabileceğine inanırsa bütün sorunlarını çözebilecek adımları atabilir.İnanmak ve kendine güvenmek başarının en önemli unsurlarından biridir.İnanç, başarıya ulaşmada ilk adım olması bakımından büyük bir önem taşır.Çoğu insan o ilk adımı atmaktan korkar.Ama biz biliyoruz ki kilometrelerce uzunluktaki yollara da o ilk adımla başlanır ve ulaşılır.Aslında hayatta her yolun kendine göre zorlukları vardır.Hayat denilen bu yolculukta doğumdan ölüme kadar karşılaştığımız veya karşılaşabileceğimiz problemler bizi asla yılgınlığa düşürmemeli.Aksine bizi kamçılamalı, başarı merdivenimizin basamakları olmalı.Unutmamak gerekir ki vazgeçenler daima yenilgiyi kabullenmişlerdir.Yenilgi, mücadele de yere düşmemek değil; bilakis düşüp te tekrar ayağa kalkmamaktır.Hayatta sloganımız her şeye rağmen başarmak olmalı.Bunu için de önce inanmalı, sonra da pes etmeyip azimle mücadeleye devam etmeliyiz.
Toplumumuzdaki bir çok insanın kabuslarından bir tanesi de matematik dersidir.Keşke hayatta tek problem matematik dersinden ibaret olsa.Ama bu mümkün değil.Bilinmesi gereken en önemli gerçek eğer biz istersek başarılamayacak zorluk, çözülemeyecek hiçbir problem yoktur.Lakin bunun için sabır çok önemlidir.Alınan kötü bir not, bir öğrenciyi yargılamak için yeterli görülmemeli.Başarısızlığın o an için alınan bir sonuç olduğu akıldan çıkartılmamalı.Bizler anne, baba , öğretmen hangi vasıfta olursak olalım önce kendimizi sonra çevremizde olan, bizi kuşatan her şeyi sevelim.Bir çocuk başarılı da başarısız da olsa bizi bizim çocuğumuz veya öğrencimizdir.Bunu değiştiremeyiz.Onları oldukları gibi, her halleriyle sevelim, onlara değer verelim, onlara güvenelim, yeni fırsatlar verelim.Kendilerini, yeteneklerini keşfetsinler, potansiyellerini ortaya koysunlar.
Destek duygusu önce çok erken yaşlarda ailede başlamalı, okulda öğretmeniyle bu duygu daha da kuvvetlenmelidir.Toplumumuzun her kesiminde korku duygusunun üzerine gidilmeli; bu duygunun bizleri ve çocuklarımızı esir almasının önüne geçilmelidir.
Bu gün bir çocuk matematikten korkuyorsa , diğer bir çocuk fizikten, kimyadan, coğrafyadan …………….. korkabilir.Önceki yıllarda toplumumuzda ve dünyada başarının bir yetenek işi olduğu düşüncesi ağır basmaktaydı.Son yıllarda bilim adamlarının ortaya koyduğu çalışmalara göre başarı veya başarısızlığın önce beyinde başladığı görülmüştür.Eğer korkunun ve zorluğun önce beyinde başladığı düşüncesi kabul edilirse, beynimizin de düşüncelerimizden ve konuşmalarımızdan komut aldığı kabul edilirse yaşadığımız sorunlar büyük bir ölçüde azalacaktır.Ortadan kalkacaktır demiyorum çünkü tek tük te olsa ‘’Matematik dersi mi hayatta yapamazsın!Ben de zamanında yapamamıştım!’’türünden cümleler söylenmeye devam edecektir.Toplumumuzda oldukça kökleşmiş bu düşünceyi yok etmek biraz zaman alabilir.Buna rağmen ümitsizliğe de kapılmamak gerekir.Çünkü ümitsizliğe kapılmak demek hayatın anlamını yitirmesi demektir.Oysa bir çocuğun veya gencin ümidini yok etmek çok kolaydır.’’Sen bunu yapamazsın!Beceriksiz, yeteneksiz, sen mi başaracaksın?’’demek yeterlidir.Bizler çoğu zaman neden kolay olanı tercih ediyoruz?Bu şekilde bir çok çocuğumuzu ve gencimizi kaybediyoruz.Onları kaybetmek çok kolay; önemli olan onları kazanmak, zor olanı başarmaktır.
Hayata bu şekilde olumlu bakarsak inanın çok daha başarılı ve mutlu olacağız.
Unutmamalıyız ki hayatta karşımıza matematik, fizik, kimya derslerinden daha çetin pek çok problemle karşılaşabiliriz.Fakat tüm bu zorlukların ilacı sevgidir.Öğrencinin kendini, dersini,öğretmenin yaptığı işi , anne-babanın birbirini ve çocuklarını sevmesi ve bu sevgiyi göstermeleri bir çok zorluğun üstesinden gelinmesini kolaylaştıracaktır.Yunus Emre’nin ‘’Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz’’ sözlerini hayat felsefemiz haline getirelim.
Sonuç olarak yukarıda üzerinde durduğum konular üzerinde zaten kitabınızda ayrıntılı bir biçimde bölüm bölüm, kendi içinde başlıklar halinde yer almaktadır.Kitabınızı dikkatli bir şekilde okuyanlar problemlerden bir çoğunun çözüldüğünü görecektir.Umarım bundan sonraki kitabınızda toplumumuzun büyük bir problemi olan bu sorun iyice çözüme kavuşur.
Atike BIÇAKÇI Atatürk Lisesi Edebiyat Öğretmeni/Eskişehir
Necip Bey, kitabınızı dikkatle ve beğeniyle okudum.Bir edebiyat öğretmeni olarak kitabınızla ilgili değerlendirmelerim ne derece doğru olur bilemiyorum.Çünkü konu matematik ve matematik dersi ile ilgili yaşanan problemler.
Bence kitabınızın en belirgin özelliği; kişisel gelişim kitapları gibi motivasyon oranının bir hayli yüksek olması.Kitapta, kitabı okuyabilecek her kesimden insanın görüşlerine yer verilmesi kitabı çekici hale getiren yönlerden bir tanesi.
Bu kitap, bir çok olumsuzlukların olduğu bir dünyada tüm olumsuzluklara rağmen hayata olumlu bakabilmek açısından büyük önem taşıyor.Eğer bir insan mücadeleci bir ruha sahipse, engelleri ortadan kaldırabileceğine inanırsa bütün sorunlarını çözebilecek adımları atabilir.İnanmak ve kendine güvenmek başarının en önemli unsurlarından biridir.İnanç, başarıya ulaşmada ilk adım olması bakımından büyük bir önem taşır.Çoğu insan o ilk adımı atmaktan korkar.Ama biz biliyoruz ki kilometrelerce uzunluktaki yollara da o ilk adımla başlanır ve ulaşılır.Aslında hayatta her yolun kendine göre zorlukları vardır.Hayat denilen bu yolculukta doğumdan ölüme kadar karşılaştığımız veya karşılaşabileceğimiz problemler bizi asla yılgınlığa düşürmemeli.Aksine bizi kamçılamalı, başarı merdivenimizin basamakları olmalı.Unutmamak gerekir ki vazgeçenler daima yenilgiyi kabullenmişlerdir.Yenilgi, mücadele de yere düşmemek değil; bilakis düşüp te tekrar ayağa kalkmamaktır.Hayatta sloganımız her şeye rağmen başarmak olmalı.Bunu için de önce inanmalı, sonra da pes etmeyip azimle mücadeleye devam etmeliyiz.
Toplumumuzdaki bir çok insanın kabuslarından bir tanesi de matematik dersidir.Keşke hayatta tek problem matematik dersinden ibaret olsa.Ama bu mümkün değil.Bilinmesi gereken en önemli gerçek eğer biz istersek başarılamayacak zorluk, çözülemeyecek hiçbir problem yoktur.Lakin bunun için sabır çok önemlidir.Alınan kötü bir not, bir öğrenciyi yargılamak için yeterli görülmemeli.Başarısızlığın o an için alınan bir sonuç olduğu akıldan çıkartılmamalı.Bizler anne, baba , öğretmen hangi vasıfta olursak olalım önce kendimizi sonra çevremizde olan, bizi kuşatan her şeyi sevelim.Bir çocuk başarılı da başarısız da olsa bizi bizim çocuğumuz veya öğrencimizdir.Bunu değiştiremeyiz.Onları oldukları gibi, her halleriyle sevelim, onlara değer verelim, onlara güvenelim, yeni fırsatlar verelim.Kendilerini, yeteneklerini keşfetsinler, potansiyellerini ortaya koysunlar.
Destek duygusu önce çok erken yaşlarda ailede başlamalı, okulda öğretmeniyle bu duygu daha da kuvvetlenmelidir.Toplumumuzun her kesiminde korku duygusunun üzerine gidilmeli; bu duygunun bizleri ve çocuklarımızı esir almasının önüne geçilmelidir.
Bu gün bir çocuk matematikten korkuyorsa , diğer bir çocuk fizikten, kimyadan, coğrafyadan …………….. korkabilir.Önceki yıllarda toplumumuzda ve dünyada başarının bir yetenek işi olduğu düşüncesi ağır basmaktaydı.Son yıllarda bilim adamlarının ortaya koyduğu çalışmalara göre başarı veya başarısızlığın önce beyinde başladığı görülmüştür.Eğer korkunun ve zorluğun önce beyinde başladığı düşüncesi kabul edilirse, beynimizin de düşüncelerimizden ve konuşmalarımızdan komut aldığı kabul edilirse yaşadığımız sorunlar büyük bir ölçüde azalacaktır.Ortadan kalkacaktır demiyorum çünkü tek tük te olsa ‘’Matematik dersi mi hayatta yapamazsın!Ben de zamanında yapamamıştım!’’türünden cümleler söylenmeye devam edecektir.Toplumumuzda oldukça kökleşmiş bu düşünceyi yok etmek biraz zaman alabilir.Buna rağmen ümitsizliğe de kapılmamak gerekir.Çünkü ümitsizliğe kapılmak demek hayatın anlamını yitirmesi demektir.Oysa bir çocuğun veya gencin ümidini yok etmek çok kolaydır.’’Sen bunu yapamazsın!Beceriksiz, yeteneksiz, sen mi başaracaksın?’’demek yeterlidir.Bizler çoğu zaman neden kolay olanı tercih ediyoruz?Bu şekilde bir çok çocuğumuzu ve gencimizi kaybediyoruz.Onları kaybetmek çok kolay; önemli olan onları kazanmak, zor olanı başarmaktır.
Hayata bu şekilde olumlu bakarsak inanın çok daha başarılı ve mutlu olacağız.
Unutmamalıyız ki hayatta karşımıza matematik, fizik, kimya derslerinden daha çetin pek çok problemle karşılaşabiliriz.Fakat tüm bu zorlukların ilacı sevgidir.Öğrencinin kendini, dersini,öğretmenin yaptığı işi , anne-babanın birbirini ve çocuklarını sevmesi ve bu sevgiyi göstermeleri bir çok zorluğun üstesinden gelinmesini kolaylaştıracaktır.Yunus Emre’nin ‘’Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz’’ sözlerini hayat felsefemiz haline getirelim.
Sonuç olarak yukarıda üzerinde durduğum konular üzerinde zaten kitabınızda ayrıntılı bir biçimde bölüm bölüm, kendi içinde başlıklar halinde yer almaktadır.Kitabınızı dikkatli bir şekilde okuyanlar problemlerden bir çoğunun çözüldüğünü görecektir.Umarım bundan sonraki kitabınızda toplumumuzun büyük bir problemi olan bu sorun iyice çözüme kavuşur.
Atike BIÇAKÇI Atatürk Lisesi Edebiyat Öğretmeni/Eskişehir
Etiketler:
atatürk lisesi,
atike bıçakçı,
edebiyat,
eskişehir,
öğretmen
Eserinizi Zevkle Okudum
BİR MUM DA BİZ YAKMALIYIZ
Değerli Necip Hoca, emeğin, özverinin ve azmin nadide bir ürünü olan kıymetli eserinizi baştan sona zevkle okudum. Kitabınız ilk defa böyle bir işe soyunan bir öğretmen için beklediğimden de güzel olmuş. Böylesine olumlu ve başarılı çalışmadan dolayı sizi yürekten kutluyorum.
Siz’’Matematikle Barışıyorum’’ derken yalnızca matematiğin pembe yüzünü göstermekle kalmamış aynı zamanda Oğuz Saygın ve Alişan Kapaklıkaya’nın çizgisinde iyi bir kişisel gelişim kitabı da yazmışsınız. Eserinizi okurken kalıplaşmış önyargıların,yanlış bakış açılarının ve bilgisizliğin nice sevgi yüklü yürekleri soldurduğunu, nice yetenekleri yok ettiğini derinden üzülerek bir daha yaşadım.
İşte biz, yıllar yılı nice umut dolu genç beyinleri ilgisizliklere, yanlışlıklara ve anlayışsızlıklara kurban vere vere ; işin acı yanı bu felaketleri göre göre her şey yolundaymış gibi Milli Eğitim sistemimizi sessiz sedasız sürdürüp gidiyoruz.
Oysa Allah’ın yarattığı en değerli varlık insandır. Çocukluk, insan filiz ve fidan olma halidir. Daha doğrusu eğilme, bükülme,şekil verilme,yetiştirilme çağıdır.
Her çocuk düşe kalka yürümeyi,göre dinleye konuşmayı, deneye yanıla bilmeyi öğrenir. Bu öğrenmede aile, özellikle de okul temel rol oynar. Eğitim çocuğu tanımakla başlar. Çocuğu tanımak oldukça maharet isteyen zor bir iştir. Öğretmenlik mesleğinin
Kutsallığı da, ustalığı da çocuğu tanıyarak yetiştirmekten kaynaklanır. Her çocuk , yarınların umutla büyüyen yatırım gücüdür. Her çocuk ayrı bir dünyadır.
Şairin dediği gibi’’Kim demiş çocuk küçük bir şeydir. Bir çocuk belki de en büyük şeydir.’’Öğretmenlerimiz kendilerine emanet edilen yarının büyüklerini titizlikle,özenle,özveriyle en iyi şekilde yetiştirmek sorumluluğuyla başbaşadırlar.
Günümüzde ulusların en büyük zenginlik kaynağı iyi yetiştirilmiş DONANIMLI ve NİTELİKLİ insan gücüdür. Adalar ülkesi Japonya’nın,İrlanda’nın,İngiltere’nin ,ABD’nin Avrupa Birliği ülkelerinin gelişmelerinin ve süper güç olmalarının sırrı burada yatmaktadır. Onlar çağdaş değerlerle insan yetiştirmiş ülkelerdir. Dünya ülkelerine baktığımızda eğitime insanına değer veren ülkelerin yükseldiğini, ileri gittiğini ;eğitimi , insanı ihmal eden ülkelerin ise geri kalmışlığın ve cehaletin kör karanlığında kaybolup gittiğini açıkça görüyoruz.
Bizim ise kalkınma savaşında debelenip durmamız,gittikçe artan sorunlarla cebelleşmemiz kalkınma ve gelişmede gerekli olan nitelikte insan yetirememiş oluşumuzdandır.
Kalkınma bir SİSTEM ve ORGANİZASYON bütünüdür. Sistemi düzeltmeden tek tek olayları ve olumsuzlukları düzeltmeye çalışmak uzun dönemde zaman kaybından başka bir işe yaramaz.
NECİP HOCAM BU BAKIMDAN ÖĞRENCİLERİ YALNIZCA MATEMATİKLE BARIŞTIRMAK YETMİYOR! ÖĞRENCİLERİ TÜRKÇE,TARİH, COĞRAF-YA, KISACA TÜM DERSLERLE ÇEVREYLE, İNSANLARLA, HAYATLA, KENDİLERİYLE BARIŞTIRMAK GEREKİYOR. ÖĞRENCİLERİ KÖRÜ KÖRÜNE EZ-BERCİLİKTEN KURTARARAK DÜŞÜNEN, SORGULAYAN, ARAŞTIRAN KENDİNE GÜVENEN, HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREBİLEN İNSANLAR OLARAK YETİŞTİRMEK GEREKİYOR.
Okullarımızı girdi-çıktı açısından hammaddelerden değerli madenler üreten üretim tesislerine benzetiyorum. İşletmelere mevcut halleriyle görünüşte hiçbir işe yaramayan kum ve toprakla karışık giren maddeler çeşitli süreçlerden geçtikten sonra işlemin ve maddenin cinsine göre altın, cam, demir olarak çıkar. Çıkanlar her madde mutlaka bir işe yarar. İşletmede israfa, verimsizliğe, yanlışlığa ihmale yer yoktur. Üretimde kaliteyi, yeniliği, verimliliği ve Pazar durumunu dikkate almayan işletmelerin ayakta kalması mümkün değildir. Kalitesiz, işe yaramayan mal üreten işletmeler kısa zamanda kendi sonlarını hazırlamış olurlar. İflas eden tesisler ise bir süre sonra kapatılır.
Pekiyi ya okullarımızda durum böyle mi? Bu soruya olumlu cevap vermek maalesef mümkün değildir. Okullarımız bu halleriyle istenen kalite ve nitelikte insan yetiştirememektedir.Okullarımızda büyük ölçüde insan, emek, zaman ve kaynak israfı söz konusudur.
Okullarımız 5,8,11,12 yıl eğittiği öğrencilerini bir üst öğrenime bile hazırlayamadıklarından çığ gibi büyüyen kar amaçlı DERSHANECİLİK SİSTEMİNE
yenik düşmüştür.
Ayrıca insanın ilgi ve yeteneklerini ortaya koyması gereken SINAV SİSTEMİMİZİN, bilimsel araştırma ve geliştirme yerleri olması gereken ÜNİVERSİTELERİMİZİN durumu da baştan sona hazin bir hikayedir.
Sözün özü eğitim sistemimiz kendisinden bekleneni veremeyen BİLGİ ÇAĞININ insanını yetiştiremeyen, çözüm yerine sorun üreten, çağın gerisinde kalmış, ömrünü tamamlamış’’Bir dokun bin ah işit.’’ Misali bir manzara arz etmektedir.
Lütfen ellerinizi şakaklarınıza koyup şöyle bir düşünün. Büyük Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlığın üzerine çıkma hedefinin neresindeyiz?Milli gelir sıralamasında dünyanın neresindeyiz?
Yalnız eğitim mi?……..
Eğitim, sağlık, yönetim, adalet, siyaset, sosyal güvenlik sistemleri, araştırma, geliştirme ve buluş çalışmalarında ulusal beklentilerin ve dünya standartlarının çok gerisindeyiz. Kısaca ulus olarak biz olmamız gereken yerlerde değiliz. Olmamız gereken insanlar olamadık. Gelenekseli bilimsele dönüştüremedik. Biz yerinde sayarken koşan dünyaya yetişemedik. Artı değerler yaratılması, bilginin üretime dönüştürülmesi demek olan BİLGİ ÇAĞININ gereklerini yerine getiremedik….
İçinizden’’Ama Türkiye Dünkü Türkiye Değil ‘’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haklısınız.
Ülkemizde dünden bu güne yapılanları küçümsemek gibi bir düşüncem yok ama yapmamız gerekenler yaptıklarımızdan kat be kat daha fazladır. İnanın ki dünya da eski dünya değildir. Günden güne katlanarak artan yeniliklerle ve buluşlarla baş döndürücü bir şekilde ilerlemektedir. Devletler globalleşmenin verdiği rahatlıkla yer kürenin her yerinde amansız bir rekabet içindedirler. Daha iyiye ve ileriye doğru ekonomik, sosyal ve kültürel yarışı sürdürüyorlar. İşte bu dünyada geri kalmışlık GEÇ KALMIŞLIK anlamına geliyor.
Öyleyse HEMEN ŞİMDİ bir an önce hızımıza hız, gücümüze güç katarak yola düşüp yarışa katılmalıyız. Dün yiğitlikte, mertlikte, dürüstlükte olduğu gibi bu gün de çalışkanlıkta, bilimde, teknikte, teknolojik yeniliklerde öncü olmalıyız. Bunları başkalarından himmet ve yardı beklemeden kendi öz gücümüzle yapmalıyız. Doğu Bilgesi Konfüçyüs’ün dediği gibi’’ KARANLIKLARDAN ŞİKAYET ETMEK YERİNE BİRER MUM DA BİZ YAKMALIYIZ.’’Yakmalıyız ki karanlıkların kalbinde bir tutam ışık parıldasın. Yaktığımız bu ışıklar aydınlık şafaklara bir çağrı olsun.
Haydi hemen şimdi İYİYE, İLERİYE VE GÜZELLİKLERE doğru bir adım daha atın. Durup dinlenmeden kendinize, çevrenize, ulusunuza yararlı bir iş daha yapın. Yapın ki tadına hep birlikte varalım başarıların. Haydi hemen şimdi…
Evet Sevgili Necip Hoca, Matematikle barışıyorum derken nereden nereye geldik. Geldik ve gördük ki bilgi çağının ötesine geçmek için daha yapacak çok ama çok işimiz var. Sen bu yolda ileriye doğru güzel bir adım attın. Bir uzak yolculuğa başladın. Şimdi sen kendini daha da geliştirerek BİLGİ ÇAĞININ EĞİTİMİ ve BİLGİ ÇAĞININ ÖĞRETMENİNİ yazmalısın. Bunlar yerine oturursa göreceksin ki bütün sorunlar çok daha kısa zamanda ve çok daha kolay çözülecektir. Başladığın yolda yenilerini eklemelisin eserlerine. Bu arada Milli Eğitim Bakanlığımızın da eğitim sistemiyle ilgili güzel çalışmaları ilgiyle izliyorum. Umarım sizler gibi hizmet arzusuyla dolu değerli öğretmenlerimizde katkılarıyla eğitim davamızın sorunları temelinden çözülür. Çözülürde aydınlık yarınların yolu,uygarlık ufuklarının önü sonsuza dek açılır ve ÇAĞDAŞ ve BÜYÜK TÜRKİYE RÜYASI gerçek olur hepimizin…
Ben buradan binlerce teşekkür ediyorum,bu ülkeyle yola çıkanlara ve bu rüyayı gerçekleştirme çabası içinde olanlara.
Gökhan Veli KİŞİOĞLU/Afyonkarahisar Vali Yardımcısı
Değerli Necip Hoca, emeğin, özverinin ve azmin nadide bir ürünü olan kıymetli eserinizi baştan sona zevkle okudum. Kitabınız ilk defa böyle bir işe soyunan bir öğretmen için beklediğimden de güzel olmuş. Böylesine olumlu ve başarılı çalışmadan dolayı sizi yürekten kutluyorum.
Siz’’Matematikle Barışıyorum’’ derken yalnızca matematiğin pembe yüzünü göstermekle kalmamış aynı zamanda Oğuz Saygın ve Alişan Kapaklıkaya’nın çizgisinde iyi bir kişisel gelişim kitabı da yazmışsınız. Eserinizi okurken kalıplaşmış önyargıların,yanlış bakış açılarının ve bilgisizliğin nice sevgi yüklü yürekleri soldurduğunu, nice yetenekleri yok ettiğini derinden üzülerek bir daha yaşadım.
İşte biz, yıllar yılı nice umut dolu genç beyinleri ilgisizliklere, yanlışlıklara ve anlayışsızlıklara kurban vere vere ; işin acı yanı bu felaketleri göre göre her şey yolundaymış gibi Milli Eğitim sistemimizi sessiz sedasız sürdürüp gidiyoruz.
Oysa Allah’ın yarattığı en değerli varlık insandır. Çocukluk, insan filiz ve fidan olma halidir. Daha doğrusu eğilme, bükülme,şekil verilme,yetiştirilme çağıdır.
Her çocuk düşe kalka yürümeyi,göre dinleye konuşmayı, deneye yanıla bilmeyi öğrenir. Bu öğrenmede aile, özellikle de okul temel rol oynar. Eğitim çocuğu tanımakla başlar. Çocuğu tanımak oldukça maharet isteyen zor bir iştir. Öğretmenlik mesleğinin
Kutsallığı da, ustalığı da çocuğu tanıyarak yetiştirmekten kaynaklanır. Her çocuk , yarınların umutla büyüyen yatırım gücüdür. Her çocuk ayrı bir dünyadır.
Şairin dediği gibi’’Kim demiş çocuk küçük bir şeydir. Bir çocuk belki de en büyük şeydir.’’Öğretmenlerimiz kendilerine emanet edilen yarının büyüklerini titizlikle,özenle,özveriyle en iyi şekilde yetiştirmek sorumluluğuyla başbaşadırlar.
Günümüzde ulusların en büyük zenginlik kaynağı iyi yetiştirilmiş DONANIMLI ve NİTELİKLİ insan gücüdür. Adalar ülkesi Japonya’nın,İrlanda’nın,İngiltere’nin ,ABD’nin Avrupa Birliği ülkelerinin gelişmelerinin ve süper güç olmalarının sırrı burada yatmaktadır. Onlar çağdaş değerlerle insan yetiştirmiş ülkelerdir. Dünya ülkelerine baktığımızda eğitime insanına değer veren ülkelerin yükseldiğini, ileri gittiğini ;eğitimi , insanı ihmal eden ülkelerin ise geri kalmışlığın ve cehaletin kör karanlığında kaybolup gittiğini açıkça görüyoruz.
Bizim ise kalkınma savaşında debelenip durmamız,gittikçe artan sorunlarla cebelleşmemiz kalkınma ve gelişmede gerekli olan nitelikte insan yetirememiş oluşumuzdandır.
Kalkınma bir SİSTEM ve ORGANİZASYON bütünüdür. Sistemi düzeltmeden tek tek olayları ve olumsuzlukları düzeltmeye çalışmak uzun dönemde zaman kaybından başka bir işe yaramaz.
NECİP HOCAM BU BAKIMDAN ÖĞRENCİLERİ YALNIZCA MATEMATİKLE BARIŞTIRMAK YETMİYOR! ÖĞRENCİLERİ TÜRKÇE,TARİH, COĞRAF-YA, KISACA TÜM DERSLERLE ÇEVREYLE, İNSANLARLA, HAYATLA, KENDİLERİYLE BARIŞTIRMAK GEREKİYOR. ÖĞRENCİLERİ KÖRÜ KÖRÜNE EZ-BERCİLİKTEN KURTARARAK DÜŞÜNEN, SORGULAYAN, ARAŞTIRAN KENDİNE GÜVENEN, HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREBİLEN İNSANLAR OLARAK YETİŞTİRMEK GEREKİYOR.
Okullarımızı girdi-çıktı açısından hammaddelerden değerli madenler üreten üretim tesislerine benzetiyorum. İşletmelere mevcut halleriyle görünüşte hiçbir işe yaramayan kum ve toprakla karışık giren maddeler çeşitli süreçlerden geçtikten sonra işlemin ve maddenin cinsine göre altın, cam, demir olarak çıkar. Çıkanlar her madde mutlaka bir işe yarar. İşletmede israfa, verimsizliğe, yanlışlığa ihmale yer yoktur. Üretimde kaliteyi, yeniliği, verimliliği ve Pazar durumunu dikkate almayan işletmelerin ayakta kalması mümkün değildir. Kalitesiz, işe yaramayan mal üreten işletmeler kısa zamanda kendi sonlarını hazırlamış olurlar. İflas eden tesisler ise bir süre sonra kapatılır.
Pekiyi ya okullarımızda durum böyle mi? Bu soruya olumlu cevap vermek maalesef mümkün değildir. Okullarımız bu halleriyle istenen kalite ve nitelikte insan yetiştirememektedir.Okullarımızda büyük ölçüde insan, emek, zaman ve kaynak israfı söz konusudur.
Okullarımız 5,8,11,12 yıl eğittiği öğrencilerini bir üst öğrenime bile hazırlayamadıklarından çığ gibi büyüyen kar amaçlı DERSHANECİLİK SİSTEMİNE
yenik düşmüştür.
Ayrıca insanın ilgi ve yeteneklerini ortaya koyması gereken SINAV SİSTEMİMİZİN, bilimsel araştırma ve geliştirme yerleri olması gereken ÜNİVERSİTELERİMİZİN durumu da baştan sona hazin bir hikayedir.
Sözün özü eğitim sistemimiz kendisinden bekleneni veremeyen BİLGİ ÇAĞININ insanını yetiştiremeyen, çözüm yerine sorun üreten, çağın gerisinde kalmış, ömrünü tamamlamış’’Bir dokun bin ah işit.’’ Misali bir manzara arz etmektedir.
Lütfen ellerinizi şakaklarınıza koyup şöyle bir düşünün. Büyük Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlığın üzerine çıkma hedefinin neresindeyiz?Milli gelir sıralamasında dünyanın neresindeyiz?
Yalnız eğitim mi?……..
Eğitim, sağlık, yönetim, adalet, siyaset, sosyal güvenlik sistemleri, araştırma, geliştirme ve buluş çalışmalarında ulusal beklentilerin ve dünya standartlarının çok gerisindeyiz. Kısaca ulus olarak biz olmamız gereken yerlerde değiliz. Olmamız gereken insanlar olamadık. Gelenekseli bilimsele dönüştüremedik. Biz yerinde sayarken koşan dünyaya yetişemedik. Artı değerler yaratılması, bilginin üretime dönüştürülmesi demek olan BİLGİ ÇAĞININ gereklerini yerine getiremedik….
İçinizden’’Ama Türkiye Dünkü Türkiye Değil ‘’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Haklısınız.
Ülkemizde dünden bu güne yapılanları küçümsemek gibi bir düşüncem yok ama yapmamız gerekenler yaptıklarımızdan kat be kat daha fazladır. İnanın ki dünya da eski dünya değildir. Günden güne katlanarak artan yeniliklerle ve buluşlarla baş döndürücü bir şekilde ilerlemektedir. Devletler globalleşmenin verdiği rahatlıkla yer kürenin her yerinde amansız bir rekabet içindedirler. Daha iyiye ve ileriye doğru ekonomik, sosyal ve kültürel yarışı sürdürüyorlar. İşte bu dünyada geri kalmışlık GEÇ KALMIŞLIK anlamına geliyor.
Öyleyse HEMEN ŞİMDİ bir an önce hızımıza hız, gücümüze güç katarak yola düşüp yarışa katılmalıyız. Dün yiğitlikte, mertlikte, dürüstlükte olduğu gibi bu gün de çalışkanlıkta, bilimde, teknikte, teknolojik yeniliklerde öncü olmalıyız. Bunları başkalarından himmet ve yardı beklemeden kendi öz gücümüzle yapmalıyız. Doğu Bilgesi Konfüçyüs’ün dediği gibi’’ KARANLIKLARDAN ŞİKAYET ETMEK YERİNE BİRER MUM DA BİZ YAKMALIYIZ.’’Yakmalıyız ki karanlıkların kalbinde bir tutam ışık parıldasın. Yaktığımız bu ışıklar aydınlık şafaklara bir çağrı olsun.
Haydi hemen şimdi İYİYE, İLERİYE VE GÜZELLİKLERE doğru bir adım daha atın. Durup dinlenmeden kendinize, çevrenize, ulusunuza yararlı bir iş daha yapın. Yapın ki tadına hep birlikte varalım başarıların. Haydi hemen şimdi…
Evet Sevgili Necip Hoca, Matematikle barışıyorum derken nereden nereye geldik. Geldik ve gördük ki bilgi çağının ötesine geçmek için daha yapacak çok ama çok işimiz var. Sen bu yolda ileriye doğru güzel bir adım attın. Bir uzak yolculuğa başladın. Şimdi sen kendini daha da geliştirerek BİLGİ ÇAĞININ EĞİTİMİ ve BİLGİ ÇAĞININ ÖĞRETMENİNİ yazmalısın. Bunlar yerine oturursa göreceksin ki bütün sorunlar çok daha kısa zamanda ve çok daha kolay çözülecektir. Başladığın yolda yenilerini eklemelisin eserlerine. Bu arada Milli Eğitim Bakanlığımızın da eğitim sistemiyle ilgili güzel çalışmaları ilgiyle izliyorum. Umarım sizler gibi hizmet arzusuyla dolu değerli öğretmenlerimizde katkılarıyla eğitim davamızın sorunları temelinden çözülür. Çözülürde aydınlık yarınların yolu,uygarlık ufuklarının önü sonsuza dek açılır ve ÇAĞDAŞ ve BÜYÜK TÜRKİYE RÜYASI gerçek olur hepimizin…
Ben buradan binlerce teşekkür ediyorum,bu ülkeyle yola çıkanlara ve bu rüyayı gerçekleştirme çabası içinde olanlara.
Gökhan Veli KİŞİOĞLU/Afyonkarahisar Vali Yardımcısı
Etiketler:
afyonkarahisar,
gökhan veli kişioğlu,
mum,
vali yardımcısı
İŞTE GAYRETİN VE ISRARIN ESERİ
Hayırlı olsun Necip Hocam ”Matematikle Barışıyorum” adında çok güzel bir kitap yazmışınız.; Barış deyince akla yalnız matematikle barış gelmemeli. Küslerin barışması,belki de en önemlisi insanların kendileri ile barışabilmesi.Öyle küçük şeyler yüzünden hayata küserek, hayatı kendimize ve çevremize zehir edebiliyoruz. İşte kendimizle,sorunlarla doğru iletişimin adresi bu kitaptadır. Sevgisiz hiçbir şeyin tadı olmuyor; çözüm yapılacak işi sevmek , sevdirmek, sevindirmek; neticede başarı kaçınılmaz oluyor. Çevremizde mutlu insanlar gördüğümüz gibi mutsuz insanlarda görüyoruz. İşte bu kitapta mutsuzluğun nedenleri ve mutluluğa giden yolun şifreleri mevcuttur. İnanıyorum ki okuyanlar bu kitapta benim gibi geleceklerini etkileyen bütün olumsuzluklara cevap bulacaklardır. Hatta kaybolan zamanlarına üzüleceklerdir. Kitapta adının dışında da güzel temalar işlenmiş.Allah sizden razı olsun.
Günümüzde insanların büyük bir kısmı bazı takıntılarından ve korkularından kurtulamamaktadır. Okulda öğrenci öğretmeniyle, evde baba ailesi ile barışık değil. İşte sizin eseriniz bu toplumsal yaralarımıza parmak basmış. Kitabınızdan gerçekten bazen doğru diye izlediğimiz yöntemlerin yanlış olduğunu da öğreniyoruz. Demek ki hayatta mutluluk ve başarı için kendimizle ve çevremizle doğru iletişim içinde olmalıyız. Yaşamımız sorunlarımızı içimize gömerek değil böyle kaynaklardan yararlanarak onlarla yüzleşerek çözmeliyiz. Eseriniz doğal kaynak suyu gibi mineral ve vitaminlerle dolu. Okuduktan sonra bir çok sorunumun çözümlerini de görebiliyorum.
Aslında hayat bir matematik; insanoğlu yaşamının muhasebesini iyi yapmalı. Onun için matematik hayatımızın bir parçasıdır. Öyle ise matematiği sevmeliyiz sevdirmeliyiz. Siz bir eğitimci olarak meseleyi yalnız matematik yönünden değil bir çok açıdan ele almışınız. Sizin gibi gayretli eğitimcilerimizin sayısının artmasını temenni ediyorum. Matematiğin yanında hayatı da sevdiriyorsunuz. Yaşamanın ve sorunları aşmanın yollarını ve sabrı öğretiyorsunuz. Kendi tecrübeleriniz yanında eserinizde referans aldığınız bilim adamları ve yazarların ilginç görüşü ile yani doğru kaynaklardan yola çıkarak kitap yazdınız.Buna azmin zaferi denir. Başarılarınızın devamını dilerim.2. kitabınızı da sabırsızlıkla bekliyorum.
Aziz TANYELİ
Günümüzde insanların büyük bir kısmı bazı takıntılarından ve korkularından kurtulamamaktadır. Okulda öğrenci öğretmeniyle, evde baba ailesi ile barışık değil. İşte sizin eseriniz bu toplumsal yaralarımıza parmak basmış. Kitabınızdan gerçekten bazen doğru diye izlediğimiz yöntemlerin yanlış olduğunu da öğreniyoruz. Demek ki hayatta mutluluk ve başarı için kendimizle ve çevremizle doğru iletişim içinde olmalıyız. Yaşamımız sorunlarımızı içimize gömerek değil böyle kaynaklardan yararlanarak onlarla yüzleşerek çözmeliyiz. Eseriniz doğal kaynak suyu gibi mineral ve vitaminlerle dolu. Okuduktan sonra bir çok sorunumun çözümlerini de görebiliyorum.
Aslında hayat bir matematik; insanoğlu yaşamının muhasebesini iyi yapmalı. Onun için matematik hayatımızın bir parçasıdır. Öyle ise matematiği sevmeliyiz sevdirmeliyiz. Siz bir eğitimci olarak meseleyi yalnız matematik yönünden değil bir çok açıdan ele almışınız. Sizin gibi gayretli eğitimcilerimizin sayısının artmasını temenni ediyorum. Matematiğin yanında hayatı da sevdiriyorsunuz. Yaşamanın ve sorunları aşmanın yollarını ve sabrı öğretiyorsunuz. Kendi tecrübeleriniz yanında eserinizde referans aldığınız bilim adamları ve yazarların ilginç görüşü ile yani doğru kaynaklardan yola çıkarak kitap yazdınız.Buna azmin zaferi denir. Başarılarınızın devamını dilerim.2. kitabınızı da sabırsızlıkla bekliyorum.
Aziz TANYELİ
Etiketler:
aziz tanyeli,
matematik,
matematikle barışıyorum
SAYISAL CEHALET
‘’Sayısal Cehalet’’ sayılara ilişkin temel kavramları kullanabilme konusundaki çocuklarımızın yeteneksizliği, diğer konularda oldukça bilgili olan çocuklarda bir cesaretsizliğe ve atalete sebep olmaktadır.Olaylar karşısında yerine göre aşırı tepki veren toplumumuz en şiddetli sayısal hatalar karşısında en ufak bir tepki belirtisi göstermeden sessiz kalmasına sıklıkla şahit olmaktayız.
İnsanlarımız, özenle üstü örtülmeye çalışılan diğer kusurların aksine matematiksel cehaletlerini nerdeyse gurur verici bir olaymış gibi bahsedebilmektedir.’’Bankadaki paramı bile kocam çeker.’’,’’Ben sayısal değil, sosyal bir insanım.’’,’’Matematik benim için korkulu bir rüya olduğu için ona fazla yaklaşmam.’’,’’Matematik dersi yaklaştıkça korku ve endişeden elim ayağım dolaşıyor.’’ gibi ,yakınmadan çok övünme şeklinde söylenen sözlere sık sık şahit oluyoruz.
Matematiğe kayıtsız kalmaktan duyulan bu anlaşılması zor korkunun ve gururun bence bir nedeni, bunun ve diğer zayıflıklarımızın sonuçlarının açık seçik ortaya konulmamış veya konulamamış olmasındandır.
Eğitim sistemimizdeki LGS ve ÖSS gibi sınavlar olduğu sürece matematikten korkunun asla bitmeyeceği görüşündeyim.Şunu unutmamak gerekir ki tarih boyu insanlar bilinmeyen şeylerden daima korkmuşlardır.Ama toplumumuzun ve öğrencilerimizin korkuları, bu korkuların üzerine gidilerek halledilecektir ki hocam da kitabında bu temayı çok güzel işlemiş.Gayretli eğitimcilerimizin araştırma, geliştirme ve sistemli çalışmalarıyla matematik korkusunun ortadan kalkacağına eminim….
Necip Bey’in bu kitabı matematik korkusunun silinmesi gerektiği , bu korkunu silinebileceğini ortaya koymak olduğu açıktır.Fakat örnek azlığı, arkadaşlarını görüşlerine fazlaca yer vermesi kitaba hikayemsi bir hava katmış.Bundan sonraki kitap veya kitaplarda örnekler çoğaltılmalı; oluşan olumlu görüşlerin toplumca kullanılabilir ve uygulanabilir örneklerle zenginleştirilmesi sağlanmalıdır.Kitabın bütününde baskın olarak matematiksel bir yaklaşım hakim olmadığı gibi, geniş kitlelere ulaşma gibi bir kaygısı da yok.
Ayrıca matematik öğretmenlerinin öğrencilerine yaklaşım tarzı, çoğunlukla resmi bir kişilik sergilemeleri, ulaşılamaz insanlarmış gibi imaj çizmeleri insanlarımızın bu bilime karşı olumsuz bir bakışa neden olmuştur.
Matematikçi G.H. Hardey, öğrencisi olan Hint matematikçi Ramajuan’ı hastahanede
ziyaret etmiş.Hardey bir ara bindiği taksinin plakasının 1729 olduğunu ve bu sayının anlamsız bir sayı olduğunu söyler.Bunun üzerine Ramajuan ‘’Hayır Hardey ! aksine 1729 çok ilginç bir sayı; iki küpün toplamı olarak iki farklı biçimde ifade edilebilecek en küçük sayı.’’der.
Herhalde öğrencilerin matematikte başarısız olmaları Necip hocamı hem üzmüş hem de kızdırmış.Matematiğin şifresini çözerek öğrencilerin başarılarının arttırılabileceği düşüncesiyle kitap yazmasına neden oldu.İlerde Necip Hocamın bu tezini topluma kabul ettirip ettiremeyeceğini hep birlikte göreceğiz.Her kitabın ortaya çıkmasını sağlayan bir bölümü en azından bir parça öfke duygusudur.Bu kitap da bir istisna değildir.
Saygılarımla.
Hakan CİRİT Tepebaşı MEM Şube Müdürü/Eskişehir
İnsanlarımız, özenle üstü örtülmeye çalışılan diğer kusurların aksine matematiksel cehaletlerini nerdeyse gurur verici bir olaymış gibi bahsedebilmektedir.’’Bankadaki paramı bile kocam çeker.’’,’’Ben sayısal değil, sosyal bir insanım.’’,’’Matematik benim için korkulu bir rüya olduğu için ona fazla yaklaşmam.’’,’’Matematik dersi yaklaştıkça korku ve endişeden elim ayağım dolaşıyor.’’ gibi ,yakınmadan çok övünme şeklinde söylenen sözlere sık sık şahit oluyoruz.
Matematiğe kayıtsız kalmaktan duyulan bu anlaşılması zor korkunun ve gururun bence bir nedeni, bunun ve diğer zayıflıklarımızın sonuçlarının açık seçik ortaya konulmamış veya konulamamış olmasındandır.
Eğitim sistemimizdeki LGS ve ÖSS gibi sınavlar olduğu sürece matematikten korkunun asla bitmeyeceği görüşündeyim.Şunu unutmamak gerekir ki tarih boyu insanlar bilinmeyen şeylerden daima korkmuşlardır.Ama toplumumuzun ve öğrencilerimizin korkuları, bu korkuların üzerine gidilerek halledilecektir ki hocam da kitabında bu temayı çok güzel işlemiş.Gayretli eğitimcilerimizin araştırma, geliştirme ve sistemli çalışmalarıyla matematik korkusunun ortadan kalkacağına eminim….
Necip Bey’in bu kitabı matematik korkusunun silinmesi gerektiği , bu korkunu silinebileceğini ortaya koymak olduğu açıktır.Fakat örnek azlığı, arkadaşlarını görüşlerine fazlaca yer vermesi kitaba hikayemsi bir hava katmış.Bundan sonraki kitap veya kitaplarda örnekler çoğaltılmalı; oluşan olumlu görüşlerin toplumca kullanılabilir ve uygulanabilir örneklerle zenginleştirilmesi sağlanmalıdır.Kitabın bütününde baskın olarak matematiksel bir yaklaşım hakim olmadığı gibi, geniş kitlelere ulaşma gibi bir kaygısı da yok.
Ayrıca matematik öğretmenlerinin öğrencilerine yaklaşım tarzı, çoğunlukla resmi bir kişilik sergilemeleri, ulaşılamaz insanlarmış gibi imaj çizmeleri insanlarımızın bu bilime karşı olumsuz bir bakışa neden olmuştur.
Matematikçi G.H. Hardey, öğrencisi olan Hint matematikçi Ramajuan’ı hastahanede
ziyaret etmiş.Hardey bir ara bindiği taksinin plakasının 1729 olduğunu ve bu sayının anlamsız bir sayı olduğunu söyler.Bunun üzerine Ramajuan ‘’Hayır Hardey ! aksine 1729 çok ilginç bir sayı; iki küpün toplamı olarak iki farklı biçimde ifade edilebilecek en küçük sayı.’’der.
Herhalde öğrencilerin matematikte başarısız olmaları Necip hocamı hem üzmüş hem de kızdırmış.Matematiğin şifresini çözerek öğrencilerin başarılarının arttırılabileceği düşüncesiyle kitap yazmasına neden oldu.İlerde Necip Hocamın bu tezini topluma kabul ettirip ettiremeyeceğini hep birlikte göreceğiz.Her kitabın ortaya çıkmasını sağlayan bir bölümü en azından bir parça öfke duygusudur.Bu kitap da bir istisna değildir.
Saygılarımla.
Hakan CİRİT Tepebaşı MEM Şube Müdürü/Eskişehir
Etiketler:
cehalet,
eskişehir,
hakan cirit,
matematik,
sayısal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)